06 Şubat 2010

Hoşgeldin Koç Bebek

Bugün ailemizin en yeni üyesi Koç Bebek'i ziyarete gittik. Babamın kuzeni Zeynep ve eşi Ali hasretle bekledikleri bebeklerine sonunda kavuştular. Ama bu heyecanlı anne-baba bizimkilerden de beter çıktı, bebiş 3 günlük ama daha ismine karar veremediler. :) Eminim ona en çok yakışacak ismi seçeceklerdir. Ailemize hoşgeldin kuzen! Seni şimdiden çok sevdim... Tanrı sana sağlıklı, mutlu ve şanslı bir ömür nasip etsin.Benim ismimin konuluşu da bir alem aslında. Annemin de babamın da aklında başka isimler varmış. Henüz bir shortlist oluşturamadan ben pat diye gelince öyle kalakalmışlar. Annem ameliyathaneden odaya döndüğü zaman Yelda "Ela diyebilir miyiz artık?" diye sormuş. Herkes de "Evet evet Ela!" demiş. Böylece annemin istediği isim konulmuş bana. Allahtan babamın da içine sinmiş. Ya hayır deseydi? Bizimkiler bu kararsızlıkla değil 3 gün, 33 günde isim koyamazlardı bana. :))

Hastaneden dönüşte babamın teyzelerini ziyarete gittik. Ama evde sadece Zekuş vardı. Biraz evi dağıttım ve kalktık. Öniz ve Gürhan'la buluşacaktık, yolumuz çok uzundu ve trafik felçti. Bu gece için Point Otel'in içinde açılan Piola'yı seçmiştik. Ben doğmadan önce bizimkiler ve Paşolarlar birbirlerini yeni açılan yerlere götürürlermiş. Hamilelik ve ben derken bu gelenek uzun zamandır askıya alınmış. Artık biz sıramızı savdık, yeni yer keşfetme sırası onlarda.

İtalyan mutfağını çok beğeniyorum, tam benim tarzım. Pizzayı çok sevdiğimi daha önce söylemiştim. Hemen her yemekte domates kullanıyorlar, ben de domatesi çok seviyorum. "Haydi Ela, ne yediğini anlat." derseniz eğer... Başlangıç olarak Lipari'yi seçtim. Bir çeşit Bruschetta. Pizzam gelene kadar bununla açlığımı bastırmaya çalıştım.Sonra annemin karidesli pizzasıyla devam ettim.Karnım doyunca sağa sola sarmaya başladım. Masadaki amerikan servisleri yırtmaya başladığımda kalkma zamanımızın geldiği belli oldu.Mekan güzel; ailecek gidilebilir, büyükler iş çıkışı drink almak için uğrayabilir. Bana gelince, dışarıda pizza yiyeceksem gideceğim tek bir yer var, o da Fratelli la Buffala. Piola da aslında dünyanın en büyük İtalyan restaurant zincirlerinden biri. Ama ben Fratelli'yi daha çok sevdim. :)

Daha sonra bize gittik ve bir şişe kırmızı şarap daha açtık. Önizciğim merlot sevmiyor diye ona cabernet sauvignon ikram ettim. Annem de günün anlam ve önemine uygun olacak şekilde tiramisu yapmıştı. Biraz kızlarla kudurdum, erkekler maç seyrettiler. Sonra da gençlere "İyi geceler." diyerek yattım.

04 Şubat 2010

Yakışmaz mı bana?

Bizimkilerin hazırlıksız yakalandıkları bazı durumlar var. Bazen doymuyorum, daha çok süt istiyorum. Bazen gecenin bir vakti kurt gibi acıkmış olarak uyanıyorum. Bazen de normalde acıkmamam gereken bir anda acıkıyorum. Sütüm buzdolabında olduğu için oda sıcaklığına getirilmesi biraz vakit alıyor tabii. Tüm ayaklar bir pabuca giriyor.

Danimarkalı bebeklerinse böyle bir sorunu yok. Nasıl mı? iiamo marka biberonlar elektrik kullanmadan sütü 4 dk.da vücut ısısına getiriyor. Bunu da sadece tuz ve su kullanarak yapıyor. Dediklerine göre malzemesinde BPA, fitalat vb. zararlı herhangi bir madde de içermiyor.Üstelik Karim Rashid tasarımı. Ne kadar havalı değil mi?

Falcı gacı

Sabah babamın bana verdiği görevi yerine getirmek üzere dışarı çıktım. Hava tahminimden de soğuktu. Çabucak halledip eve döndüm. Hemen sonra da babaannem ve dedem geldi. Birlikte yemek yedik, oyun oynadık.Son günlerde kameralı diafonumuzla oynamayı çok seviyorum. El sallayıp gidenler birkaç dakika sonra kameradan görünüyor. Kapı çaldığında da mutlaka kameradan bakıp öyle açıyorum.Dedemleri uğurladıktan sonra biraz uzandım. Sonra içimden bir ses "Ela uyan!" dedi. İyi ki de uyanmışım; meğer Yelda gelmiş, Türk Kahvesi içilip dedikodu yapılıyor. Hemen araya kaynadım tabii. Yelda'nın falına baktım, güzel şeyler söyledim. Bakın hanesine ay doğmuş. Siz de görüyor musunuz?Sonra bir anda kar başladı. Güya bugünden itibaren kar yoktu. Neyse... Yelda korkup kalktı. Biz de Lisya&Rubi ile Ikea'ya gidecektik. Kar yağıyor diye vazgeçtik. Taksiyle gideceğimizden, araba koltuğum da olmadığından annem yağışlı havada risk almak istemedi. Güvenliği elden bırakmamakta fayda var, değil mi? Bu arada Rubi'yi tebrik etmek istiyorum, alışveriş denince hiç üşenmiyor valla. Babama milyon dolar verseler, iş çıkışı kalkıp Ikea'ya gitmez.

Akşam üzeri annem portakal soyup önüme koydu. Maalesef portakalı kendim yemek konusunda sınıfı geçemedim. Elime aldığım portakalı bütün gücümle sıkıp suyunu çıkardım. Bundan sonra pazar sabahları taze sıkılmış portakal suları benden!

03 Şubat 2010

Köftehor

İşte hayatımda bir ilk daha! "En sevdiğin yemek nedir?" sorusuna en sık verilen cevaplardan olan köfte ile bugün tanıştım. Mmmmm ne güzel şeymiş o öyle??? Çok beğendiğim için tarifi buraya yazıyorum. Ek gıdalarla tanıştıktan sonra lezzetli ve besleyici bir öğün olabilir.

Sebzeli Sulu Köfte: (Sahrap Soysal/"Anne Ben Acıktım")
1/2 kg yağsız kıyma
1 kahve fincanı pirinç
1 kahve fincanı köftelik bulgur
1 orta boy soğan
1 yumurta
3 çay kaşığı zeytinyağ
2 orta boy domates veya 1 kaşık salça
1 ufak boy patates
1 ufak boy havuç
4 su bardağı su
tuz, karabiber

Kıyma, pirinç, bulgur, soğan, yumurta, tuz ve karabiber yoğrulur, vişne büyüklüğünde köfteler yapılır. Küp küp doğranmış havuç ve patatesler domates (ya da salça) ile zeytinyağda 3-4 dakika kavrulur ve su eklenir. Su kaynayınca köfteler içine atılır. Pirinçler yumuşayınca ateşten alınır. Afiyet olsun. :)

Akşam bu yemeği yedim. Dün akşam da kuru fasulye+pilav+turşu yemiştim. Bizimkilerin yemeklerini tatsız tuzsuz mamalara tercih ederim. Yine de favorim süt! Hiçbirşey yemesem, sadece süt içsem de olur..

Bir süredir mama sandalyemin kemerini çözmeye takmış durumdayım.Ama beceremiyorum.Olmuyor, olmuyor, olmuyor!Ben de isyan edip alın beni buradan diye bağırıyorum.Zaten tepsisini de taktırmıyorum. Yerim daralıyor, hareket kabiliyetim azalıyor. Kemer açma işini çözemedim ama koltuğa tırmanma tamamdır. Göğsümün hemen altında biten koltuk tırmanmam için yüksek kalıyor. Ama ne yaptım ettim, bu işi çözdüm! İlk fırsatta videosunu bloguma koyacağım.

02 Şubat 2010

Rahatıma çok düşkünümdür

PS: İnekli patiklerimi beğenenler için istikamet Londra H&M diyeceğim ama bunları bana henüz doğmamışken Virna getirmişti. Yani artık bulamazsınız, sorry :)

31 Ocak 2010

Kısa ama güzeldi

İzmir'de olmanın heyecanıyla sabah ezanı ile birlikte uyandım. Anneme sarılıp öptüm ki uyansın ve benimle oynasın. 7'ye kadar annemle yatakta boğuştuk. 7'de dedem beni aldı ve annem biraz daha kestirmek için babama sarıldı.

Uyandığımda gördüm ki muazzam bir kahvaltı sofrasını kaçırmışım. Hemen öğlen yemeğimi mideye indirdim ve uçak saatini beklerken Konak Pier'e gittik. Kahve içip sohbet ettik, hava açınca hatıra fotoğrafı çektirdik.Birden geç kaldığımızı farkedip koşa koşa arabaya bindik. Boşuna acele etmişiz; yine alanda ve havada beklettiler bizi. Biraz sıkılsak da sağ salim evimize ulaştık. Bu 1,5 günlük İzmir seyahatinin tadı damağımızda kaldı. İlk fırsatta yine böyle bir kaçamak yapmak istiyoruz.

Bu arada İzmir'de çok beğendiğim ve sizlerle paylaşmak istediğim bir uygulama var. Herkes çöplerini geri dönüşüme gönderilmek üzere ayrıştırıyor ve haftanın iki günü gelen belediye görevlileri çöpleri toplayıp yeni çöp poşetlerini bırakıyor. Sistemi çok güzel kurmuşlar. Bilinçli İzmir halkının da desteğiyle eminim ki Doğa Ana'ya verilen zararı bir nebze olsa da azaltıyorlardır. Biz de annemle aynı uygulamayı evimizde yapıyoruz. Yalnız belediyeden gelen kimse yok. Yürüyüşe çıktığımızda çöpleri yüklenip en yakındaki dönüşüm konteynerine götürüyoruz. Keşke İstanbul'da da belediye bu işe bir el atsa... İnanın geri dönüşüm çöpü sıradan ev atıklarının 10 katı. Bu vesileyle hepinizi çöpleri ayrıştırıp geri dönüşüme göndermeye davet ediyorum.