16 Haziran 2010

Dolmabahçe'de deniz havası

Bugün İstanbul yine çok sıcaktı. Terlememem lazım diyorum ama havalar böyle gittiği sürece imkansız. Üzerimde minimum kıyafetle dolaşsam da ter içinde kalıyorum. Böyle olunca da her fırsatta kendimi serin bir yere atmaya çalışıyorum.

Annemin biricik halası beni çok özlemiş, tabii anneannemi de özlediği için İzmir'e dönmeden görüşelim dedik. Buluşma yeri olarak Dolmabahçe'deki çay bahçesini seçtik. Deniz kenarında rüzgar püfür püfür eserken biz de laflarız diye düşündük.

Buluşma saatini beklerken anneannem kuaföre gitmişti, biz de annemle koltuğun etrafında yakalamaca oynuyorduk. Yere eğilip baktım, alttaki boşluktan annemin koltuğun arkasında olduğunu gördüm. Biliyorum, diğer taraftan dolaşıp önüme çıkarak beni şaşırtacaktı. Hemen bir cinlik düşünüp ben annemi şaşırtayım dedim. Aklıma koltuğun çevresinden dolaşmaktansa üstünden atlamak geldi. Çabuk olmalıydım, saniyelerle yarışarak koltuğa tırmandım. Diğer taraftan çıkmadığımı gören annem hemen dizlerinin üzerinde kalktı ve beni koltuğun tepesinde gördü. "Ela dur!!!" diye bağırmasıyla aşağı atlayıverdim!

Oyyy anam anam ne olduğunu anlayamadan gözlerimin önünde yıldızlar dönmeye başladı. Meğer sol gözümün üstüne yere çakılmışım. Bastım tabii yaygarayı! Annem gözümün üstüne dondurma gibi soğuk birşey koymaya çalıştı ama istemedim. Kendi kabahatim olduğu için fazla ağlamaya hakkım yok diye düşündüm. Anneme sarıldım... Neyse azıcık da olsa soğuk tatbiki işe yaradı da şişmedi. Alnım mor, bacağım çizik bir halde dolaşıyorum şimdi...

Asayiş berkemal olunca çıktık. Dolmabahçe'de taksiden indiğimizi gören dayım yardıma ihtiyacımız olduğunu düşünerek yolun karşısından bize doğru gelmek istemiş. Dayımın bugünkü programa dahil olduğundan haberim yoktu. Uzaktan kendisini görünce başka bir yere gittiğini zannedip bizimle gelsin diye heyecanla "Deyiii deyiiii" bağırdım. Meğer zaten benim yanıma geliyormuş. :) Ne bileyim işte, bir anda heyecan yaptım. Çok seviyorum dayımı...

Dolmabahçe'ye ilk defa gittim. Daha önce dayımın kombinesini almak için stada gitmiştim ama bu tarafı hiç görmemişim. Manzara çok güzeldi, denizin dibinde oturduk. Kanlıca yoğurdu varmış, "O da ne?" dememe kalmadan hoop önüme geliverdi.
Meğer pudra şekeriyle yeniyormuş. Azıcık ekşimsiydi, yedim ama çok da bayıldım diyemem. Annem çok severmiş, çocukken nasıl Kanlıca'ya gittikleri ve annemin nasıl yoğurt yediğinden konuşuldu. Her yerimin yara bere içinde olmasına üzüldüler ama şaşırmadılar. Annemin afacanlıklarını dinleyince yanında melek gibi kaldığım konusunda herkes hemfikirdi.
Büyük Halam yine eli boş gelmemiş, bana ciciler getirmiş. Çok teşekkür ederim halacığım. :)
Sabah sütümü içerken uyumuştum ama tatlı tatlı esen rüzgar uykumu getirdi. Bir saat daha uyumuşum. Saat 5'e gelirken gözlerimi açtım. Barbaros Bulvarı trafiğinde telef olmayalım diye koşa koşa eve döndük. Ve ne yaptık? Tabii ki parka gittik! :)

PS: Cicilerimi beğenenler için istikamet: LC Waikiki.

2 yorum:

  1. İşte böyle blogları çok seviyorum. Az ve öz fotolar ve az ve öz yazılar. Bıktım arkadaşım yemin ederim ziyaret ettiğim bloglarda yarım çekilen kafa kol bacak görmekten bıktım. Bloğunuzu okuycam bundan sonra .Kaliteli hersey değeri hak eder.
    Sevgiler
    Ashley

    YanıtlaSil