01 Ocak 2011

Happy New Year!

Yılbaşı gecesi planımızı son dakika değiştirip Kostandof Şatosu'na gitmeye karar verdik. Hem de yatılı! Annem her koşulda hepimiz için gerekli olabilecek tüm teçhizatı akşamdan hazırlayıp arabaya yükletti. Sabah maniküre gittik. Dönüşte hindi ve mezeleri alıp eve geçtik. Öğle yemeği, banyo, uyuma, uyanma ve hazırlanma etapları tamamlandığında saat 16:15 olmuştu. "PidaPida" gelip bizi aldı. Babam da ofisten direkt oraya geldi.

Geçen yıl 19:30'da uyuduğum için bu yıl daha fazla dayanmaya kararlıydım. Öğle uykumu da tam aldığım için neşem yerindeydi.
Babam, Bürge ve Emre gelince ekip tamamlandı ve sofraya oturduk. Yine birbirinden lezzetli ve bol çeşitle süslenmiş bir yılbaşı sofrası kurulmuştu. Ben de elimden geldiğince her şeyden tattım. Ama en çok köfte ve patates yedim.

Uyku saatim yaklaştığından hediyemi yemekten sonra açtım. Büyük bir heyecanla paketi lime lime ettim.
İçinden çıkanı gördüğüm zaman ne yapacağımı şaşırdım. Dokunamadım bile! Heyecandan ellerim titredi. Bir şemsiyem olmasını çok istiyordum. Bu kırmızı Hello Kitty'li şemsiye beni tam kalbimden vurdu. Mükemmel bir seçim! "Ayçe" ve "PidaPida" çok teşekkür ederim! :)
Yeni yıla girdiğimizi görmem sanırım imkansız. Bu sene de 22'ye kadar dayanabildim. "Uyu saati" diyerek herkese el salladım ve bizim için hazırlanan balayı suitine geçtim. Gece alışık olmadığım seslerden birkaç kez uyansam da hemen tekrar uyudum.

Sabah normalden 1 saat fazla uyuyarak kıyak geçtiğim ev halkını teker teker uyandırıp yeni yılın ilk gününe neşeli bir başlangıç yapmalarını sağladım. "PidaPida" gidip harika kahvaltılıklar aldı. Özellikle simiti çok beğendim.

Kahvaltıdan sonra biraz daha oturduk, sonra da çocuklu aile olmanın getirdiği kargaşa ve yorgunluk genç çiftin gözünü korkutmasın diye onları baş başa bırakmaya karar verdik. Tüm eve yayılmış olan pılımızı pırtımızı topladık, bu güzel gece için teşekkür ederek Cihangir'e geçtik.

Babaannemin kardeşleri Bilir ve Perran Teyzeler de oradaydı. İlk önce "5" olarak kodladığım teyzenin adının "Bahar" olduğunu öğrendiğimden beri herkese "Bahar Teyze" diyordum. Bu teyzelerin adı "Bahar" değilmiş. Sürekli hatırlattılar. Bu sefer de önce "Bahar Teyze diil." dedikten sonra "Perran Teyze" demeye başladım. :) Olsun, sonuçta öğrendim ama değil mi?

Herkese mutlu, sağlıklı, sevdikleriyle birlikte geçirecekleri güzel bir 2011 diliyorum. :)

30 Aralık 2010

Tehlike çanları

İç kapıları açıp kapatmayı çözdüm, kala kala bu kaldı. Sokak kapısını da yeni yılın ilk günlerinde açarım diye umuyorum...

29 Aralık 2010

Annemi delirtmenin yolunu buldum :)

28 Aralık 2010

Ela the bahçıvan

Annemin 29 Ekim tatilinde Amsterdam'dan aldığı laleleri hala dikememiştik. Kasım-Ocak arası dikim için en uygun zamandı ve zaman su gibi akıp gidiyordu. Aslında çoktaaan dikerdik de bir türlü Koçtaş'a gidip saksı ve toprak alamadık. Cevahir çok hoşlaştığımız bir AVM değil ve bize en yakın Koçtaş orada. Daha fazla gecikmemek için geçtiğimiz cuma dayımı kolluk kuvveti olarak yanımıza alıp Cevahir'e giderek toprak ve saksı aldık.

Dediklerine göre lale yetiştirmek çok kolaymış. Biz de bir deneyelim bakalım. Eğer ilkbaharda güzel sonuç alırsak bundan sonra her sene dikmeye karar verdik.

İşte amatör lale yetiştiriciliğinin püf noktaları:

Hangi saksı?
Koçtaş'ta çok özel bir şey bulamadık. Hatta bence bizimkisi biraz derin bile kaçtı. Derinliği en az 15 cm. olan bir saksı yeterli olurdu. Saksıyı toprakla doldurup (hatta mümkünse altına drenaj yapmak iyi oluyormuş) üstten 5 cm. aşağıda olacak şekilde çukurlar açıp soğanları yerleştirip üstünü kapatmak gerekiyordu, biz o kadar çok toprakla doldurmadığımız için aşağıda kaldı. Ama sorun olmaz herhalde.

Hangi toprak?
Normal bir torfun yeterli olacağını söylediler, biz de Anadolu marka torf aldık.

Nasıl dikilmeli?
Sivri kısımları yukarı gelecek şekilde aralarında 10'ar cm. bırakarak diktik. Üzerine hafifçe pat pat yaptık. Can suyunu ben verdim. Bakalım elim uğurlu gelecek mi?

Eğer bir renk cümbüşü oluşsun isteniyorsa soğanlar aralarında 4-5 cm. kalacak şekilde de dikilebilirmiş. Bizim soğanlar rengarenk. İçlerinde mavi bile var. Acaba nasıl bir görüntü oluşturacaklar?

Diktikten sonra ne yapmalı?
Bu aşamada saksıyı evde tutmamak gerekiyor çünkü soğanlar sıcak havada çürüyor. Biz balkona koyduk. Karanlık bir yerde 5-10 derece sıcaklıkta saklamak lazım. Havamız buna gayet uygun. Her hafta azar azar sulayıp kontrol edeceğiz. Yaklaşık 10 hafta sonra tomurcukların 5-10 cm. kadar olması gerekiyor. (Laleler soğukta kaldıkça daha canlı ve uzun ömürlü olurmuş.)

Çiçeklenme bittikten sonra ne yapmalı?
Eğer bu aşamaya başarıyla gelebilirsek çiçekler boynunu bükmeye başladığında keseceğiz. Yaprakların bol güneş altında kendi kendilerine kurumasını bekleyeceğiz. Sarardıkları zaman sulamayı keseceğiz. Sonra da soğanları topraktan çıkarıp serin ve kuru bir yerde saklayacağız. Seneye tekrar dikeceğiz.

Bizimle birlikte lale dikip, sonuçları baharda karşılaştırmaya var mısınız? ;)

PS: Büyükşehir Belediyesi lale yetiştirenlere alım garantisi veriyormuş. Bakarsınız bu işe gireriz! :))

27 Aralık 2010

Hafta sonu...

Projem üzerinde çalıştığım ilk hafta Allahtan hava çok kötüydü de benim için evde geçirmek problem olmadı. Evden uzaklaşabildiğim ve deneme süresi diye nitelendirdiğim ikinci hafta ise hava mükemmeldi. E tabii ki benim de keyfim yerindeydi.Cumartesi annemle Yelda'nın alışverişe çıkacağını öğrenince kızlara takılmaya karar verdim. Birlikte İstinye Park'a gittik. Annemin hakkımda yaptığı dedikoduları yalanlarcasına gayet uyumluydum. Yemek saati geldiğinde Kaşıkla'dan bulgur pilavı ve ayran aldık. Yemekten sonra annem baya bir tur atınca pusetimde uyudum. Uyandığımda babam ve Tibet gelmişlerdi. İstinye Park'tan çıkıp babaannemlere geçtik. Bizimkiler bir ara gözden kayboldular. Meğer karşı sıradaki White Mill'e gidip Umut ve Bengü ile buluşmuşlar. Torunları babaanne ve dedeye bırakıp rahatça sohbet etmek anne-babaların işine gelmiş tabii.

Pazar için annem ve Neslihan sözleşmişlerdi. Babam evde oturma niyetinde olunca onları bize davet ettik. Arda'yı yine çoook büyümüş bulduk.
Birbirimize aldığımız yeni yıl hediyelerini verdik. Bana Mavi'den bu güzel t-shirt geldi.
Planın devamında akşam üzeri Kanyon'daki Yeni Yıl Konseri'ne gitmek vardı ama halam arayıp yemeğe çağırınca vazgeçtik. Ardalar gittikten sonra hazırlanıp çıktık. Halam neler neler yapmış, hepsini bir güzel mideye indirdik. Merdivenleri kaç kere inip çıktığımı saymadım bile! Günün ikinci hediyesi de Caillou bebeği oldu. Çizgi filme eski düşkünlüğüm kalmasa da karakter olarak Caillou'yu seviyorum. Kitaplarını okuyorum. Şarkı söyleyen bebeğim de oldu. Yaşasın!

26 Aralık 2010

Bye bye bez!

"Üzerinde çalıştığım bir proje var." demiştim, ne olduğunu tahmin etmiş miydiniz? Tam iki haftadır bezsizim!

İki hafta önce dolaba gidip de hiç bez kalmadığını gördüğümde çok şaşırdım ama bezsiz idare edebildiğimi ve bizimkilerin benimle nasıl gurur duyduğunu görünce durum hoşuma gitmeye başladı. Kendime güvenim geldi. Resmen büyüdüğümü hissettim. Annemin dediğine göre "Terrible Two" krizlerim bile hafiflemiş. Ne güzel! :)

İki hafadır blog'umu güncellemesem de bu süreçte neler yaşadığımı her gün kaydettim ve biraz önce hepsini yayınladım. Neler yaptığımızı ve hangi sonuçları aldığımızı "Tuvalet alışkanlığı" etiketi altında topladım. Merak edip göz atmak isteyenler olursa diye... :)

Uzun lafın kısası 20. ayımı henüz doldurmamışken bezi bıraktım diyebilirim. Benzer süreçlerden geçmek üzere olanlar için faydalı olacağını düşündüğüm detaylar şöyle:

- Günümüz trend'i bebeklere tuvalet alışkanlığı kazandırmayıp hazır olmalarını beklemek olsa da annem bu konuda kendi bildiğini okudu. İlk kez 11 aylıkken tuvalete oturdum ve hemen kakamı yaptım. Annemin korkusu herhangi bir koşullandırma olmadığı sürece hazır bezin verdiği rahatlıkla 3 yaşıma kadar bezle takılmamdı. Bu nedenle tuvaleti kullanmayı öğrenmeme yardımcı oldu.

- Kaka neyse de bana kalsa çişimi hiç tuvalete yapmazdım. Evde bez kalmayışı benim için iyi bir tetikleyici oldu. O andan itibaren hiç bez görmedim. Bez tak diye hayatımdan çıkıverdi.

- Bez kullanırken çişimi tutma ihtiyacını hiç hissetmemiştim. Geldiği an az az yapmıştım. Bez olmayınca tutabildiğimi gördüm ve tuttum.

- "Gündüz bez bağlamayıp gece bağlamak" hatasına düşmedik. İlk birkaç gece ben uyuduktan sonra annem önlem olarak bağlamış ama bakmış ki iyi gidiyorum beni uyandırmadan bez bağlama stresine de son vermiş. Anlayacağınız bez bir gitti, pir gitti. Bir daha da gören olmadı.

- Külot ve alıştırma külotları da bez hissiyatı verdiğinden ilk hafta bunları kullanmamak en iyisi. Ben dizime kadar elbise ya da bol pijama altı giydim.

- İlk 4 gün evden çıkmadık. 5. gün yarım saat, 6. gün 4 saat dışarıdaydık. Başarılı olduğumu görünce her gün çıkmaya devam ettik. Ve tabii artık normal külot giymeye başladım.

- Hem lazımlık temizlemek hem de lazımlığa alıştıktan sonra bir de tuvalete alışma süreci yaşamak istemediğinden annemin tercihi tuvalet adaptöründen yana oldu. Bu bana da uygun geldi. Tuvalet adaptörüyle çok rahat ettim.

- Dışarıda ya da misafirlikte kullanmak için Potette Plus aldık. Annem de ben de çok rahat ettik. Şiddetle tavsiye ederiz.

- "Kızımın tuvalet kitabı"nı defalarca okuduk. Büyüdükçe bez kullanılmadığını bu kitaptan öğrendim. Tesadüfen benim tuvalet adaptörüm ve seyahat oturağım kitaptakilerin birebir aynısı çıkınca kendimi kitapta gördüklerimle eşleştirmem daha kolay oldu.

- Bu süreçte motivasyon çok önemli olduğundan yere kaçırdığımda annem beni hiç azarlamadı. "Sorun değil, bir dahaki sefere tuvalete yetişirsin." dedi. Tuvalete yetişmeyi başardığımda da neşeyle kutladı. Hevesimi kırmadığı gibi bolca destekledi.

- Daha fazla ayrıntı isteyenler, buraya bir tık!

Şimdi söyleyin bakalım, kocaman bir "Aferin"i hak etmiyor muyum? :))